Kitaplık
Rastgele İçerik
  • Türklerin Kullandığı Alfabeler
  • Divân Edebiyatı
  • Divân Edebiyatı Nazım Biçimleri
  • Yaban
  • İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatı -2-
  • Suç ve Ceza
  • Edebi Akımlar
  • Hikâye-Roman
  • İlgili Bağlantı

    Ana Sayfa | 4te4 Edebiyat | Sözcükte Anlam





    Sözcükte Anlam


    Sözcük Nedir?

    Sözcük :

    Bir kavram
    birimidir. Bir varlığın, bir nesnenin ya da bir
    durumun zihinde canlanabilmesi için onu karşılayan bir gösterimdir.

    Sözcüklerin Anlam Açılımları


    Temel Anlam :

    İlk Anlam (Temel Anlam)

    Bir sözcük söylendiğinde
    aklımıza ilk gelen, kavrayışımızda ilk uyandırdığı anlamdır. Kısacası, bir
    sözcüğün biçimlenmesinde, kuruluşunda esas olan anlamdır. Örnek :

    ü
    Boğazımda
    bir yanma var. (Temel Anlam)

    ü
    Şişenin
    boğazı kırılmış.

    ü
    Çanakkale
    Boğazı'nda müthiş bir tipiye yakalandık.

    ü
    Babam yedi
    boğaza bakmaya çalışıyordu.

    ü
    Ali,
    boğazına düşkün bir çocuktur.

    Bir sözcüğe temel
    anlamının dışında yeni yeni anlamlar yükledikçe
    anlamının da derece derece soyutlaştığı görülür.
    Örnek :

    ü
    Törende,
    Kurdeleyi köyün muhtarı kesti. (Somut temel anlam)

    ü
    Patates
    doğrarken parmağını kesti (Somut yan anlam)

    ü
    Oyun
    kağıdını ortadan kesti. (Somut yan anlam)

    ü
    Onunla olan
    bütün ilişkisini kesti. (Soyut mecaz anlam)

    Bir sözcük tek başına
    kullanıldığında temel anlamını korur. Ancak cümle içinde temel anlamından
    uzaklaşabilir. Örnek :

    "Kaçmak" sözcüğünün temel
    anlamı "bir yerden gizlice ve çabucak uzaklaşmak"tır.

    ü
    "Ben
    çalışmaktan hiçbir zaman kaçmam." cümlesinde temel anlamından uzaklaşmıştır.

    Sözcüklerin Temel Anlamlarıyla İlgili
    Dikkat Edilecek Noktalar :


    Temel anlamı somut olan
    sözcükler, öncelikle somut ve mecaz anlamlar kazanır. Örnek :

    "ateş" sözcüğü, temel
    anlamıyla düşünüldüğünde "bir nesnenin etrafa ısı ve ışık yayarak yanması"
    biçiminde açıklanabilir, temel anlamı somuttur.

    ü
    Gençler,
    kumsalda büyük bir ateş yakmışlardı. (Temel anlam)

    ü
    Hastanın
    ateşi sabaha kadar düşmüştü. (Somut yan anlam)

    ü
    Şu yağan kar
    bile yüreğimdeki ateşi söndüremez. (Soyut mecaz anlam)

    Yan Anlam :


    Sözcüklerin ilk konuluş
    anlamına bağlı olarak zaman içinde kazandıkları yeni anlamlardır. Bu anlama,
    kullanılış anlamı ya da yan anlam adı verilir.
    Örnek :

    ü
    Çocuk kapıyı
    sessizce açtı. (açmak : Bir şeyi kapalı durumdan
    kurtarmak.)

    ü
    Gömleğinin
    düğmelerini yarıya kadar açtı. (açmak : Sarılmış, katlanmış, örtülmüş,
    buruşmuş


    veya
    iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak.)

    ü
    Okulun
    karşısına bir büfe daha açtı.(açmak : Bir kuruluş, bir işyerini işler duruma
    getirmek.)

    ü
    Annem çok
    güzel baklava açar. (açmak : Kalın bir nesneyi yayarak ince duruma
    getirmek.)

    ü
    Komşumuz
    tıkanan lavaboyu açtı. (açmak : Tıkalı bir şeyi, bu durumdan kurtarmak.)


    Sözcüklerin Yan Anlamlarıyla İlgili
    Dikkat Edilecek Noktalar :


    ü
    Her sözcüğün
    genel olarak tek temel anlamı varken, birden çok yan anlamı olabilir.

    ü
    Bir sözcük,
    temel ya da yan anlamı verecek biçimde
    kullanıldığında gerçek anlamıyla kullanılmış olur. O halde gerçek anlam, hem
    temel hem de yan anlamı kapsayan genel bir addır.

    ü
    Yan
    anlamların bir bölümü mecazsız, somut anlam taşırken (ölü yan anlam) bir
    bölümü de mecazlı, soyut anlam taşır.

    Mecaz Anlam :


    Sözcüklerin cümle, dize
    veya deyim içine girdiklerinde, gerçek anlamlarından tamamen sıyrılarak
    başka bir sözcük ya da kavram yerine
    kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz (değişmece) anlam denir. Mecaz anlam,
    Sözcüğün sürekli olmayan, kullanım içinde geçici olarak üstlendiği anlamdır.
    Örnek :

    ü
    Müşteriden
    para sızdırmak için elinden geleni yapardı.

    ü
    Satıcının o
    ince ve tiz sesi kulaklarımızda patlıyordu.

    ü
    Bugünlerde
    havasından yanına varılmıyor.

    ü
    Bu hayırsız
    evlat için insan kendisini ateşe atar mı?

    Mecaz Türleri

    Benzetme
    (Teşbih) :


    Aralarında benzerlik
    bulunan iki varlıktan (kavramdan) niteliği zayıf olanın, niteliği üstün,
    belirgin olana benzetilmesidir.

    Benzetme, Sözü daha etkili
    ve gözle görünür kılmak amacıyla kullanılan bir mecaz türüdür. Benzetmenin
    dört öğesi vardır :

    1- Benzeyen
    (niteliği zayıf olan)

    2- Benzetilen
    (niteliği, üstün, belirgin olan)

    3- Benzetme yönü
    (benzerlik ilgisi gösteren)

    4- Benzetme edatı
    (gibi, kadar, sanki, misali)

    Örnek :

    Kızın deniz
    gibi masmavi gözleri vardı.

    Benzetilen
    Benzetme Benzetme Benzeyen


    Edatı Yönü

    Benzetmeyle İlgili Uyarılar :


    Benzetmenin oluşabilmesi
    için benzeyen ve kendisine benzetilenin kullanılması şarttır.

    Bunlar, benzetmenin temel
    öğeleridir.

    Dört öğesinin dördünün de
    kullanıldığı benzetmelere ayrıntılı benzetme,

    benzetme edatının olmadığı
    benzetmelere kısaltılmış benzetme,

    yalnızca temel öğelerin
    kullanıldığı benzetmelere teşbih-i beliğ denir.

    Örnek :

    Sular
    öyle temiz
    ki annemin yüzü gibi. (Ayrıntılı Benzetme)

    Benzeyen
    Benzetme Benzetilen Benzetme


    Yönü Edatı

    Adam
    cesurlukta aslandı.
    (Pekiştirilmiş Benzetme)

    Benzeyen Benzetme
    Benzetilen

    Yönü


    Bin Atlı o gün
    dev gibi bir orduyu yendik.
    (Kısaltılmış benzetme)


    Benzetilen Benzetme Benzeyen


    Edatı

    Gider oldum kömür
    gözlüm elveda. (Teşbih-i
    beliğ)


    Benzetilen Benzeyen

    Eğretileme (İstiare) :

    İstiare : Arapça bir
    sözcük olup "bir şeyi iğreti, ödünç alma" anlamındadır.
    Ya benzeyenle ya da benzetilenle yapılan
    benzetmedir. Örnek :

    ü
    Aslan gibi
    güçlü bir adamdı. (benzetme)

    ü
    Soruyu doğru
    yanıtlayınca "Aslan be!" dedi. (eğretileme)

    Eğretileme üç çeşittir.


    Açık Eğretileme :
    Yalnızca kendisine
    benzetilenin kullanılmasıyla yapılan eğretilemedir. Örnek :

    ü
    Havada bir
    dost eli okşuyor tenimizi. Benzeyen:Rüzgar(yok) Benzetilen:Bir dost eli

    ü
    Kurban
    olam kurban olam

    Beşikte yatan
    kuzuya Benzeyen : Bebek, çocuk (yok) Benzetilen : Kuzu

    Kapalı Eğretileme :

    Yalnızca benzeyen ile yapılan, benzetilenin de bir özelliğinin belirtildiği
    (genel olarak benzetme yönü) eğretilemedir. Örnek :

    ü
    Oğlu
    büyüyünce yuvadan uçup gitti.

    Benzeyen : Oğul
    Benzetilen : Kuş (yok) Benzetme yönü : Uçup gitmek

    ü
    Ay zeytin
    ağaçlarının arasından yere damlıyordu.

    Benzeyen : ay
    Benzetilen : su (yok) Benzetme yönü : yere damlaması

    Yaygın (Temsili)
    Eğretileme :

    Benzetmenin temel öğeleriyle birlikte, birden çok benzetme yönünün bulunduğu
    eğretilemedir. Yaygın eğretilemede bir "gizleme" vardır. Açıkça söylenmeyen
    ya da söylenmek istenmeyen sözler, benzetme
    yoluyla ve sözlük anlamına gizlenerek söylenir, şairler bunu çoğu kez güzel
    ve etkili bir anlatım için kullanırlar. Örnek :

    Artık demir almak günü
    gelmişse zamandan

    Meçhule giden bir gemi
    kalkar bu limandan

    Eğretileme Yolları


    İnsana özgü kavramların,
    doğaya (dış dünyadaki varlıklara) aktarılmasıyla;

    Örnek :

    İnsan
    Derinden
    derine ırmaklar ağlar. Kapalı Eğretileme


    Benzetilen Benzeyen

    Doğaya özgü kavramların
    insana aktarılmasıyla;

    Örnek :

    Askerin ölümü
    Bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler
    batıyor. Açık Eğretileme


    Benzeyen
    Benzetilen

    Doğadaki bir varlığa ait
    özelliğin, bir başka varlığa aktarılmasıyla;

    Örnek :

    Bulut
    Yüce
    dağ başında bir top pamuk var. Kapalı Eğretileme


    Benzeyen
    Benzetilen

    Bir duyuya ait bir
    kavramın bir başka duyuya aktarılmasıyla;

    Örnek :


    Sıcak bakışlarıyla ısıtırdı
    içimizi. Kapalı Eğretileme

    Ad Aktarması :
    (Mürsel Mecaz)

    Bir sözü benzetme amacı
    gütmeden bir başka söz yerine kullanmaktır.

    Sözcüklerin yeni anlamlar
    yüklenmesinde bir etken de ad aktarmasıdır. Örnek :

    ü
    "Sinema"
    için "beyaz perde"

    ü
    "seçime
    katılmak" yerine "sandık başına gitmek"

    Ad aktarması şu ilişkiler
    çerçevesinde kurulabilir :


    ü
    Sanatçı
    verilir, yapıtı anlatılır. Örnek :

    Yaşar Kemal'i lise
    yıllarımda okudum. (Yaşar Kemal'in romanlarını)

    ü
    İçteki
    varlık verilir, dışındaki anlatılır ya da
    dıştaki varlık verilir içindeki anlatılır. Örnek : Haberi duyunca bütün
    ev ayağa kalktı. (Evin içindeki insanlar)


    Ayağını çıkarmadan içeri girme. (Ayakkabını)

    ü
    Parça
    verilir, bütün anlatılır ya da bütün verilir,
    parça anlatılır. Örnek :

    Bu acılı haberi
    ona hangi dil söyleyebilir? (İnsan)

    Gemi
    Mersin'e yanaştı. (Mersin Limanı)

    ü
    Bir yer adı
    verilir, o yerde yaşayan insanlar anlatılır. Örnek :

    Bütün
    köy meydanda toplandı. (köy halkı)


    Erzurum, Mustafa Kemal'e kucak açtı. (Erzurum Halkı)

    ü
    Bir yön adı
    verilir, o yöndeki bölgeler ya da ülkeler
    anlatılmak istenir. Örnek :

    Batı
    bu duruma müdahale etmedi. (Batı ülkeleri)

    ü
    Bir eşya adı
    verilir, onu kullananlar anlatılmak istenir. Örnek :


    Koştu, yokuş aşağı bir şapka. (İnsan)

    ü
    Soyut bir ad
    verilip, somut bir varlık anlatılır. Örnek :

    Bu
    sonucu Türk gençliğine armağan ediyorum. (Genç insanlar)


    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. (insanlar)

    ü
    Sonuç
    verilir, bunun nedeni kastedilir. Örnek :

    Gökten sicim gibi
    bereket yağıyor. (bereket, sonuçtur, nedeni yağmur anlatılmıştır)

    Kinaye (Dolaylı Söz Söyleme) :

    Sözcüklerin çok anlamlı olarak kullanılmasında kinayenin de büyük bir önemi
    vardır. Kinaye bir sözün hem gerçek hem de mecaz anlamını düşündürecek bir
    biçimde kullanılmasıdır. Kinayede gerçek anlam verilir, mecaz anlam
    kastedilir. Örnek :

    ü
    Bu çocuğun
    elinden tutsan ne kaybedersin?

    ü
    Bulmadım
    dünyada gönüle mekan

    Nerde gül bitse
    etrafı diken

    ü
    Şu karşıma
    göğüs geren

    Taş bağırlı dağlar
    mısın?

    Tariz (Taşlama) :

    Bir kimseyi iğnelemek, onunla alay etmek amacıyla bir sözü gerçek anlamının
    tam karşıtı bir anlamda kullanmaktır. Örnek :

    ü
    Randevuna
    sadıkmışsın, beklemekten kök saldık.

    ü
    O kadar çok
    konuştu ki söylediklerinden hiçbir şey anlamadık.

    ü
    Biraz daha
    hızlı yürürsen karıncalar bile bizi geçecek.

    Teşhis - İntak (Kişileştirme - Konuşturma)
    :


    İnsana özgü nitelikleri
    insan dışındaki varlıklara aktarmaya kişileştirme denirken, bu varlıkların
    insan gibi konuşturulmasına da konuşturma denir. Örnek :

    ü
    Güneş
    ışığında yağmurunu döken bulutlar sanki gülüyordu. (Teşhis)

    ü
    U*****ta günün
    boynu büküldü. (Teşhis)

    ü
    Dal, bir gün
    dedi ki tomurcuğuna :

    Tenimde bir yara
    işler gibisin. (İntak)



    Abartma (Mübalağa) :


    Bir durumu olduğundan çok
    ya da az göstermektir. Örnek :

    ü
    Bütün gün
    çalışmaktan iğne ipliğe döndü.

    ü
    Alem sele
    gitti gözüm yaşından

    ü
    Sana dar
    gelmeyecek makberi kimler kazsın?

    Gömelim gel seni
    tarihe desem sığmazsın.

    Sözcüklerin Terim Anlamı :

    Bilim, Sanat, Meslek ve bir spor dalıyla ilgili kesin anlamı olan özel bir
    kavramı gösteren gerçek anlamlı sözcüklere terim denir. Örnek :

    ü
    Bu sınıfa
    yirmi sıra yerleştirelim

    Toplumsal
    sınıflar arasındaki çelişkileri inceliyor.

    ü
    Bu çiçeğin
    kökü tamamen kurumuş.

    Sözcük köklerini ve
    gövdelerini tanıyalım.

    İkilemeler :

    Anlamı ve anlatımı güçlendirip pekiştirmek amacıyla aynı
    ya da sesleri birbirine benzeyen sözcüklerin
    art arda yinelenmesiyle oluşan söz gruplarına ikileme denir.

    İkilemelerin anlamsal
    özellikleri şöyle sıralanabilir:


    ü
    Anlamı
    güçlendirip pekiştirmek, anlamı abartmak. Örnek :

    Güzel mi güzel kız

    Demet
    demet çiçek

    Çuval
    çuval fındık

    Çıtır
    çıtır simit

    Ağlaya sızlaya bir hal
    olmak

    Güle
    güle ölmek

    Varını yoğunu ortaya
    çıkartmak

    ü
    "Şöyle
    böyle, yaklaşık olma" anlamı vermek. Örnek :

    İyi kötü (bilmek)

    Aşağı yukarı (anlamak)

    Hemen
    hemen (bitirmek)

    İkilemelerin Kuruluş
    (Yapılış) Özellikleri :


    ü
    Aynı
    sözcüğün tekrarıyla oluşan ikilemeler. Örnek :

    İri
    iri - Koca koca - Yavaş
    yavaş - Uslu uslu

    ü
    Yakın
    anlamlı sözcüklerin tekrarıyla oluşanlar. Örnek :

    Börek çörek - Derli
    toplu - Sorgu sual - Doğru dürüst - Sağ salim

    ü
    Biri anlamlı
    diğeri anlamsız sözcüklerin bir araya gelmesinden oluşanlar. Örnek :

    Çalı çırpı - Konu komşu
    - Yırtık pırtık - Eğri büğrü

    ü
    Her ikisi de
    anlamsız sözcüklerin yan yana gelmesiyle oluşanlar. Örnek :

    Ivır zıvır - Abur cubur
    - Eciş bücüş - Dangıl dungul

    ü
    Karşıt
    anlamlı sözcüklerden oluşanlar. Örnek :

    İyi kötü - Er geç -
    Düşe kalka - İleri geri

    ü
    Yansıma
    sözcüklerin tekrarlanmasıyla oluşanlar. Örnek :

    Vızır
    vızır - Şırıl şırıl - Tıkır
    tıkır - Horul horul

    UYARI


    İkilemeler daima ayrı
    yazılır ve ikilemelerin arasına virgül işareti KONULMAZ.

    Deyim Anlamı :


    Belli bir durumu, belli
    bir kavramı göstermek için kullanılan öz anlamından az çok ayrı bir anlam
    taşıyan, kalıplaşmış, halkın ortak dil ürünü olan sözlere deyim denir. Örnek
    :

    ü
    İçine ateş
    düşmek

    ü
    Pabucu dama
    atılmak

    ü
    Yüreği
    ağzına gelmek

    ü
    İki gözü iki
    çeşme

    Deyimlerin Özellikleri


    ü
    Deyimler,
    kalıplaşmış sözlerdir. Sözcüklerin yerleri değiştirilemez ve bir sözcüğün
    yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :

    Sözgelimi "Ayıkla pirincin
    taşını" yerine "Seç pirincin taşını" denmez ya
    da "Pirincin taşını ayıkla" gibi deyimi oluşturan sözcüklerin yerleri
    değiştirilemez.

    ü
    Deyimler,
    değişik kip ve kişi ekleriyle çekime girebilirler. Örnek :

    Kendini naza çek(mek)

    Kendini naza çek(iyor)

    Kendimi naza çek(tim)

    Kendilerini naza
    çek(erler)



    ü
    Deyimi
    oluşturan sözcüklerin arasına başka söz grupları girebilir. Bu tip
    kullanımlarda deyim gözden kaçırılmamalıdır. Örnek :


    Gözü vitrinde duran kırmızı elbiseye takıldı.

    ü
    Deyimler
    genel kural bildirmez, yol gösterip öğüt vermez. Yalnızca bir durumu en kısa
    yoldan ve en etkili bir biçimde anlatmaya yarar. Deyim, bu yönüyle
    atasözünden ayrılır. Örnek :






















    height43src="yeni_sayfa_13_dosyalar/image001.gif" v:shapes="_x0000_s1041">İşleyen
    demir ışıldar.

    Akacak kan damarda
    durmaz Atasözüdür, kural bildirir.

    Mum dibine ışık vermez.


    height43src="yeni_sayfa_13_dosyalar/image001.gif" v:shapes="_x0000_s1042">Armut
    piş, ağzıma düş.

    Ne kokar, ne
    bulaşır. Deyimdir, kural bildirmez.

    Atı alan Üsküdar'ı geçti.

    Deyimler Anlamları ve
    Kuruluşları (Biçimleri) yönünden iki gurupta incelenir.


    Anlamlarına Göre Deyimler


    ü
    Gerçek
    Anlamlı Deyimler

    Bazı deyimlerde sözcükler
    gerçek anlamlıdır. Deyimin iletmek istediği durumu, deyimi oluşturan
    sözcüklerin anlamlarıyla düşünürüz. Bu tür deyimlerde anlatım güzelliği
    düşünülmez. Bunlar, Bir kavramı belirtir. Örnek :

    Alan razı satan razı -
    Ne var ne yok? - Olur şey değil! - Nerde akşam orda sabah.

    İsmi var cismi yok -
    Yükte hafif pahada ağır.

    ü
    Mecaz
    Anlamlı Deyimler

    Deyimlerde genel olarak
    deyimi oluşturan sözcüklerin çoğu ya da tümü
    gerçek anlamından uzaklaşarak tamamen farklı bir durumu
    ya da kavramı anlatmak üzere kullanılır. Dilimizde deyimler genel
    olarak mecaz anlam taşır.

    Mecaz anlamlı deyimler iki
    şekilde karşımıza çıkabilir.

    1. İliştirme Anlamlı
    Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerden bir ya
    da ikisiyle, deyimin ilettiği durum arasında dolaylı bir bağlantı vardır.
    Böyle deyimlere "iliştirme anlamlı" deyimler denir. Örnek :

    Diline dolamak
    (sürekli aynı şeyi söylemekle, dil arasında bir bağlantı var.)

    Kulak misafiri olmak
    (dinlemek)

    Göz gezdirmek
    (bakmak)

    Ayaklarına kara sular
    inmek (yürümekten yorulmak)

    2. Yummaca Anlamlı
    Deyimler: Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamları ile deyimin iletmek
    istediği durum arasında hiçbir anlam bağlantısı olmayabilir. Bu tip
    deyimlere "yummaca anlamlı" deyim denir. Örnek :

    Baş göz etmek
    (evlendirmek)

    Burnu sürtülmek
    (taşkın davranışların cezasını çekip ılımlı olmak)

    Can damarına basmak
    (bir şeyin en önemli noktası üzerinde durmak)

    Burnunun direği sızlamak
    (çok üzülüp acımak)

    Çamur atmak
    (Bir kimseyi lekelemeye çalışmak)

    Yaş tahtaya basmak
    (tedbirsizlik edip sonu tehlikeli işe girişmek)

    Yapılarına
    (Biçimlenişlerine Göre) Deyimler


    Deyimler kalıplaşmıştır.
    Belli bir söyleyiş biçimi kazanmışlardır. Bir deyimin söylenişi her yerde
    aynıdır. Hem biçimce hem anlamca son söyleyiş biçimini almışlardır.

    ü
    Kimi
    deyimler yargı (cümle) biçiminde ya da ikili
    yargılı olarak kurulmuştur. Örnek :

    Atı alan Üsküdar'ı geçti.

    Hamama gider kurnaya,
    düğüne gider zurnaya aşık olur.

    Hem suçlu hem güçlü

    Geçti Bor'un pazarı, sür
    eşeğini Niğde'ye

    ü
    Kimi
    deyimler öykücük ya da konuşma biçimindedir.
    Örnek :

    Deveye, "Boynun eğri"
    demişler, "Nerem doğru ki!" demiş.

    Tencere dibin kara

    Seninki benden kara

    ü
    Deyimler
    genel olarak mastar biçimindedir. Örnek :

    Gönül koymak - İçi
    burkulmak - Kapı dışarı etmek - Muradına ermek - Ödü patlamak

    Öküzün altında buzağı
    aramak



    ü
    Bazı
    deyimler, sözcük öbeği (tamlama) biçiminde kalıplaşmıştır. Örnek :

    Kara çalı - Püsküllü
    bela - Para canlısı - Para babası - Elinin körü - Ömür törpüsü

    ü
    Deyimler,
    genel olarak birden çok sözcüğün kalıplaşmasından oluşur. Ancak tek
    sözcükten oluşan deyimler de vardır. Örnek :

    Akşamcı - gedikli -
    kılkuyruk - kaşarlanmış

    ü
    Kimi
    deyimler ise ikileme biçiminde kurulurlar. Örnek :

    Abur cubur - Açık saçık
    - Ağır aksak - Ak pak - Apar topar - Az çok - Bata çıka

    Atasözleri :

    Uzun deneyimler ve gözlemler sonucu oluşmuş, yol gösterici, genel kural
    biçiminde kalıplaşan, toplumca benimsenen ve anonim bir nitelik taşıyan özlü
    sözlerdir.

    Atasözlerinin Biçim
    Özellikleri :


    ü
    Deyimler
    gibi atasözleri de kalıplaşmıştır. Sözcüklerin yerleri değiştirilmez ve bir
    sözcüğün yerine eş anlamlısı getirilemez. Örnek :

    Ak akçe kara gün içindir.
    - Kız beşikte, çeyiz sandıkta.

    ü
    Atasözleri
    kısa ve özlüdür, az sözle geniş bir düşünce ifade edilir. Örnek :

    Aç ayı oynamaz. - Su
    yatağını bulur. - Baş kes, yaş kesme. - Boğaz kırk boğumdur.

    Çivi çiviyi söker.

    ü
    Atasözleri
    genel olarak bir yargı (cümle) biçiminde kurulmuştur. Örnek :

    İt ürür kervan yürür. -
    İyilik eden, iyilik bulur. - Ölmüş eşek kurttan korkmaz.

    Kardeş kardeşi bıçaklamış,
    dönmüş yine kucaklamış. - Kavgada yumruk sayılmaz.

    ü
    Atasözleri
    genel olarak geniş zaman kipinin üçüncü tekil kişisiyle
    ya da emir kipinin ikinci tekil kişisiyle çekimlenmiştir. Örnek :

    Önce düşün, sonra söyle.
    (II. tekil kişi emir kipi)

    Pilav yiyen kaşığını
    yanında taşır. (Geniş zaman kipi, III. tekil kişi)

    ü

    Atasözlerinde genel olarak uyaklı ve uyumlu sesler ve sözcükler vardır.
    Örnek :

    Pekmezi küpten, kadını
    kökten al. - Sabreden derviş, muradına ermiş.

    Sen dede ben dede, bu atı
    kim tımar ede?

    Atasözlerinin Anlam
    Özellikleri


    ü

    Atasözlerinin bir bölümü gerçek anlamlıdır. Yani atasözünün iletmek istediği
    düşünceyi onu oluşturan sözcüklerin anlamları düşündürür. Örnek :

    Çok yaşayan bilmez, çok
    gezen bilir. - Allah bilir ama kul da sezer.

    Al malın iyisini çekme
    tasasını. - Bugünün işini yarına bırakma. - At, yiğidin yoldaşıdır.

    ü

    Atasözlerinin bir bölümü mecaz anlamlıdır. Yani atasözlerinin iletmek
    istediği anlam, sözcüklerin gerçek anlamlarından tamamen bağımsızdır. Örnek
    :

    Mum, dibine ışık vermez.
    - Altın, eli bıçak kesmez. - Kaynayan kazan kapak tutmaz.

    Göç dönüşü topal eşek öne
    geçer. - Etle tırnak arasına girilmez.

    Eşeği dama çıkartan yine
    kendi indirir.

    ü
    Bazı
    atasözleri ilettiği yargı yönünden karşıtlık ya
    da çelişki gösterir. Örnek :


    height43src="yeni_sayfa_13_dosyalar/image001.gif" v:shapes="_x0000_s1043">İyilik
    eden iyilik bulur.



    karşıtlık

    İyiliğe iyilik olsaydı,
    koca öküze bıçak olmazdı.




    height43src="yeni_sayfa_13_dosyalar/image001.gif" v:shapes="_x0000_s1044">İyi
    insan lafının üstüne gelir.


    çelişki

    İti an çomağı hazırla.

    ü

    Atasözlerinde ahenk ve söz sanatları da vardır. Örnek :

    Alet işler, el övünür.
    (mürsel-mecaz)

    Güvenme varlığa, düşersin
    darlığa (tezat-karşıtlık)

    Elin ağzı torba değil ki
    büzesin. (benzetme)

    El eli yıkar, iki elde
    yüzü yıkar. (tekrir)

    Dökme suyla değirmen
    dönmez. (kinaye)

    Anlam Özelliklerine Göre Sözcükler


    Somut ve Soyut Anlamlı
    Sözcükler :



    Bir sözcük, duyu
    organlarından biri yoluyla algılanabilen bir varlığı gösterirse "somut
    anlamlı", duyu organları yoluyla algılanamayıp da zihinde var olan
    kavramları gösterirse "soyut anlamlı" sözcük adını alır. Örnek :

    ü
    Ağaç, taş,
    hava, ses, koku, çiçek. (somut anlam)

    ü
    Mutluluk,
    Sevgi, korku, kin, dostluk, insanlık. (soyut anlam)

    Somut ve Soyut Anlamla
    İlgili Uyarılar :


    ü
    Bir sözcük
    temel anlamıyla somutken cümlede kazandığı anlamıyla soyut olabilir.


    Bu yüzden sözcükler
    somutluk soyutluk yönünden değerlendirilirken cümle içinde kazandığı anlama
    göre değerlendiril
    Metin (Text) Reklâm
    Bilgi